h etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
h etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Aralık 2014 Çarşamba
Apartman Yöneticisi Değil Cia Ajanı
Olay yanılmıyorsam bir yıl önce başladı. Apartmanın ısı yalıtım işleri yapılırken işçilerin etrafında sürekli denetim yapan birisini görüyordum. Başlarda hiç merak etmedim. Çünkü apartmanın ısı yalıtım işi bir hayli uzun sürdü ve aynı işçiler mahallede bir başka apartmanında kaplama çalışmalarını yapmaktaydılar.
Gel zaman git zaman ben bu şahsı işçilerin patronu falan sandım. Ne zaman görsem ya işçilere bir şeyler tarif ediyor ya da sorular sorup duruyordu. Sonradan öğrendim ki bizim apartmanda oturuyormuş. Yine de tehlike sezinlemedim açık söylemek gerekirse “Emeklilik işte, sıkıntıdan işçileri izliyordur.” diye düşündüm.

Zamanla apartmanın işleri bitti falan derken “yönetici seçimi” olacakmış diye duydum. Ne gerek vardı ki, şeker gibi yöneticimiz vardı. Efenim bu şahıs meğer yönetici olmak için işçilerin etrafında fır dönüyormuş. Güldüm. Ulan küçücük apartman yönetici olsa ne olur dedim içimden. Bilemezdim ki.
Bu adamı önce yönetici yardımcısı yaptılar. O zamandan belliydi böyle olacağı. Aidatı az, beton bina olması dışında hiçbir bir özelliği olmayan bir apartmandı burası ama yönetici yardımcısı durur mu herkesin peşine takıldı aidat günü gelmeden “Aidatı ne zaman vereceksiniz?” “Geçen ayın aidatı kalmış getirin yoksa avukata veririm.” Tehditler, kavgalar, gürültüler derken bu şahıs yönetimi yavaş yavaş ele geçirmeye devam etti.
Zamanla artık “apartman yöneticisi” dendiği zaman bir tek bu şahıs anılır oldu ama bu ona yetmedi. Bir sabah herkes telaş içinde neler olduğunu soruyordu birbirine. “Hırsız varmış.” “Bir gecede üç daireye mi girmiş?” ben artık inanmıyordum kesin bu işin içinde bir bit yeniği vardı.
Bu söylediklerimi asla ispat edemeyeceğimi biliyorum ama bana göre bu hırsız olayı tamamen tezgahlandı. Ulan küçücük mahallede yaşıyoruz herkes bir birini sima olarak tanır. Hadi hırsız girdi diyelim. Neden üç daireye giriyor bir gecede? Hani doğru düzgün bir şey de almamış galiba. Bide en alt katlara girmiş. Kapıcı dairesi seviyesinde zenginlerin oturmayacağını her hırsız bilir. Üstte ki dublekslere girmek yerine niye aşağıdan üç daire?
Bunun cevabı açık. Üst katta eski yönetici oturuyordu eğitimli, bilgili, genç birisi aynı zamanda geniş imkanları da var böyle bir hırsızlık olayının peşini bırakmaz, yakalatana kadar uğraşırdı. Alt kattakiler ise tam tersi yeni yöneticilerin oturduğu yerler ve bu kişiler, memur emeklisi hanımlar, dolayısıyla bu olayın üzerine gitmeyecekleri belli. Zaten hepsi “Aman cana geleceğine…” gibi cümleler kurmaya başlamıştı çoktan. İşte bu olay apartmanın kontrolünü tamamen hırslı yönetici yardımcısının ellerine bıraktı.
Olayların sonrasını tahmin etmek zor değil aslında. Hızla gereksiz harcamalara başlandı ve korkutulmuş apartman sakinleri bütün bu harcamaları destekledi. Kamera yerleştirildi önce, sonra daha çok kamera, daha çok ekran. Şimdi apartmanın dört bir tarafı kameralarla dolu, herkes dairesinden farklı bir ekranla apartmanın dışını izleyebiliyor. İzlenecek bir şey de yok, kuş uçmaz kervan geçmez bir yer sayılır, karşı kaldırımı izliyoruz hep beraber. Neticede aidatlar %150 zamlandı ve artık yöneticinin yaptığı hiçbir harcama hakkında en ufak eleştiri yapılmıyor.
Yazıda geçen tüm kişi, kurum ve mekanlar "okurken kafanda oluşan imgelerden farksız" birer hayal ürünüdür.
Gel zaman git zaman ben bu şahsı işçilerin patronu falan sandım. Ne zaman görsem ya işçilere bir şeyler tarif ediyor ya da sorular sorup duruyordu. Sonradan öğrendim ki bizim apartmanda oturuyormuş. Yine de tehlike sezinlemedim açık söylemek gerekirse “Emeklilik işte, sıkıntıdan işçileri izliyordur.” diye düşündüm.

Apartman Yöneticisi Seçilme Süreci
Zamanla apartmanın işleri bitti falan derken “yönetici seçimi” olacakmış diye duydum. Ne gerek vardı ki, şeker gibi yöneticimiz vardı. Efenim bu şahıs meğer yönetici olmak için işçilerin etrafında fır dönüyormuş. Güldüm. Ulan küçücük apartman yönetici olsa ne olur dedim içimden. Bilemezdim ki.
Bu adamı önce yönetici yardımcısı yaptılar. O zamandan belliydi böyle olacağı. Aidatı az, beton bina olması dışında hiçbir bir özelliği olmayan bir apartmandı burası ama yönetici yardımcısı durur mu herkesin peşine takıldı aidat günü gelmeden “Aidatı ne zaman vereceksiniz?” “Geçen ayın aidatı kalmış getirin yoksa avukata veririm.” Tehditler, kavgalar, gürültüler derken bu şahıs yönetimi yavaş yavaş ele geçirmeye devam etti.
Zamanla artık “apartman yöneticisi” dendiği zaman bir tek bu şahıs anılır oldu ama bu ona yetmedi. Bir sabah herkes telaş içinde neler olduğunu soruyordu birbirine. “Hırsız varmış.” “Bir gecede üç daireye mi girmiş?” ben artık inanmıyordum kesin bu işin içinde bir bit yeniği vardı.
Apartmanı Ele Geçirme Süreci
Bu söylediklerimi asla ispat edemeyeceğimi biliyorum ama bana göre bu hırsız olayı tamamen tezgahlandı. Ulan küçücük mahallede yaşıyoruz herkes bir birini sima olarak tanır. Hadi hırsız girdi diyelim. Neden üç daireye giriyor bir gecede? Hani doğru düzgün bir şey de almamış galiba. Bide en alt katlara girmiş. Kapıcı dairesi seviyesinde zenginlerin oturmayacağını her hırsız bilir. Üstte ki dublekslere girmek yerine niye aşağıdan üç daire?
Bunun cevabı açık. Üst katta eski yönetici oturuyordu eğitimli, bilgili, genç birisi aynı zamanda geniş imkanları da var böyle bir hırsızlık olayının peşini bırakmaz, yakalatana kadar uğraşırdı. Alt kattakiler ise tam tersi yeni yöneticilerin oturduğu yerler ve bu kişiler, memur emeklisi hanımlar, dolayısıyla bu olayın üzerine gitmeyecekleri belli. Zaten hepsi “Aman cana geleceğine…” gibi cümleler kurmaya başlamıştı çoktan. İşte bu olay apartmanın kontrolünü tamamen hırslı yönetici yardımcısının ellerine bıraktı.
Olayların sonrasını tahmin etmek zor değil aslında. Hızla gereksiz harcamalara başlandı ve korkutulmuş apartman sakinleri bütün bu harcamaları destekledi. Kamera yerleştirildi önce, sonra daha çok kamera, daha çok ekran. Şimdi apartmanın dört bir tarafı kameralarla dolu, herkes dairesinden farklı bir ekranla apartmanın dışını izleyebiliyor. İzlenecek bir şey de yok, kuş uçmaz kervan geçmez bir yer sayılır, karşı kaldırımı izliyoruz hep beraber. Neticede aidatlar %150 zamlandı ve artık yöneticinin yaptığı hiçbir harcama hakkında en ufak eleştiri yapılmıyor.
Yazıda geçen tüm kişi, kurum ve mekanlar "okurken kafanda oluşan imgelerden farksız" birer hayal ürünüdür.
23 Aralık 2014 Salı
İşte Saatlerin Gerçek Anlamı
Çift gelen saatlerin bir anlamı vardır. Yani saate baktığınızda siz de şaşırmadınız mı hiç? Sürekli çift rakamlar. O zaman merak etmelisiniz bana sürekli çift gelen saatlerin anlamı ne? Merak ettiniz ve internette bir araştırma yaptınız. Muhtemelen çift gelen saatlerle ilgili yanlış bilgilerle yolunuza devam edeceksiniz. İşte çeşitli ortamlarda verilen yanlış bilgiler. Bu yalan yanlış bilgilerden sonra saatlerin gerçek anlamlarını listeleyeceğiz.

02.02 - Senden hoşlanmaya başladı
03.03 - Sana aşık olmak üzere
04.04 - Seni çok seviyor
05.05 - Senden nefret ediyor (Bir saat önce bakaydın iyidi)
06.06 - Kötü bir gün geçecek
07.07 - Seni sevmek için çabalıyor
08.08 - Güzel bir gün geçireceksin (Hadi yine iyisin)
09.09 - Seni üzecek (Oldu mu şimdi bu?)
10.10 - Senden ayrılmayı istiyor
11.11 - Sana sürpriz yapacak (Bak merak ettim şimdi)
12.12 - Seni gönülden seviyor
13.13 - Seni kıskanıyor
14.14 - Sana çıkma teklif edecek
15.15 - Eski sevgilini göreceksin (Aha işler karıştı)
16.16 - Seni aldatıyor (Yok artık bence emin olmadan inanma)
17.17 - Onunla ilgili düşündüklerin gerçek (Fazla abartmadın umarım)
18.18 – Yüzde yüz seni seviyor (Bu saate uyduracak bir şey kalmadı herhalde)
19.19 - Seni öpmeyi aklından geçiriyor
20.20 - Seninle evlenmeyi düşünüyor (SSK'sı var mı ki?)
21.21 - Seni düşünüyor
22.22 - Sana kahve ısmarlayacak (Bedava kahve ama nerde? Cikis bir yere götür.)
23.23 - Sana deliler gibi aşık
00.00 - Seni rüyasında görüyor (Rüyasını bile biz biliriz. Uydurmayı sizden öğrenecek değiliz.)
02.02 – Uçuşan pireler bile uykuya dalmak üzere
03.03 – İşsiz misin arkadaşım sen bu saatte
04.04 – Mışıl mışıl uyuyor
05.05 – Rüyasında hangi ünlüyle, nerede hayal bile edemezsin
06.06 – Biraz önce ezan sesiyle uyanır gibi oldu
07.07 – Yataktan çıkmaya çalışıyor “off yatakta sıcacık”
08.08 – Kahvaltı et yoksa açlıktan kafana ağrılar girecek
09.09 – Yine berbat bir iş gününe başladığının farkına vardı
10.10 – Ara sıra çaktırmadan sosyal medyaya bakıyor
11.11 – Pili bitmek üzere öğle olmasını bekliyor
12.12 – Sonunda adam gibi bir şeyler yiyecek
13.13 – Sen hala aklına bile gelmedin
14.14 – Ulan o değil, öyle güzel bir uyku bastırdı sorma
15.15 – Seni biri dürtecek
16.16 – Ben evde mi kaldım diye düşüyor
17.17 – İş çıkışına az kaldı
18.18 – Yüzde yüz eve gidip bacaklarını uzatıp TV izlemek istiyor
19.19 - Ne yemek var acaba?
20.20 – Hala seni düşünmedi dizi izliyor
21.21 – İş yerinde olanları annesine şikayet ediyor
22.22 - Oh bir güzel çayını da içti
23.23 – TV karşısında uyukluyor
00.00 – Sapık mısın sen hala beklenti içindesin
Merak etme sayın okuyan bu saçmalığı daha fazla uzatmayacağım. İnternette dolaşırken saatlerin anlamı diye bir şeye rastladım. Zannettim ki kösteklisi, masası, duvarı velhasıl saatleri anlatacak. Meğer olay buymuş.
İnsanlara umut verip kandırmak ne kadar basitleşmiş? Yani ne bileyim hayalleri pazarlamak ne zamandan beri bu kadar kalitesizce yapılıyor?

Saatlerin anlamıyla ilgili yanlış bilgiler;
01.01 - Seni seviyor02.02 - Senden hoşlanmaya başladı
03.03 - Sana aşık olmak üzere
04.04 - Seni çok seviyor
05.05 - Senden nefret ediyor (Bir saat önce bakaydın iyidi)
06.06 - Kötü bir gün geçecek
07.07 - Seni sevmek için çabalıyor
08.08 - Güzel bir gün geçireceksin (Hadi yine iyisin)
09.09 - Seni üzecek (Oldu mu şimdi bu?)
10.10 - Senden ayrılmayı istiyor
11.11 - Sana sürpriz yapacak (Bak merak ettim şimdi)
12.12 - Seni gönülden seviyor
13.13 - Seni kıskanıyor
14.14 - Sana çıkma teklif edecek
15.15 - Eski sevgilini göreceksin (Aha işler karıştı)
16.16 - Seni aldatıyor (Yok artık bence emin olmadan inanma)
17.17 - Onunla ilgili düşündüklerin gerçek (Fazla abartmadın umarım)
18.18 – Yüzde yüz seni seviyor (Bu saate uyduracak bir şey kalmadı herhalde)
19.19 - Seni öpmeyi aklından geçiriyor
20.20 - Seninle evlenmeyi düşünüyor (SSK'sı var mı ki?)
21.21 - Seni düşünüyor
22.22 - Sana kahve ısmarlayacak (Bedava kahve ama nerde? Cikis bir yere götür.)
23.23 - Sana deliler gibi aşık
00.00 - Seni rüyasında görüyor (Rüyasını bile biz biliriz. Uydurmayı sizden öğrenecek değiliz.)
Saatlerin anlamıyla ilgili gerçek bilgiler;
01.01 – Az önce uyudu02.02 – Uçuşan pireler bile uykuya dalmak üzere
03.03 – İşsiz misin arkadaşım sen bu saatte
04.04 – Mışıl mışıl uyuyor
05.05 – Rüyasında hangi ünlüyle, nerede hayal bile edemezsin
06.06 – Biraz önce ezan sesiyle uyanır gibi oldu
07.07 – Yataktan çıkmaya çalışıyor “off yatakta sıcacık”
08.08 – Kahvaltı et yoksa açlıktan kafana ağrılar girecek
09.09 – Yine berbat bir iş gününe başladığının farkına vardı
10.10 – Ara sıra çaktırmadan sosyal medyaya bakıyor
11.11 – Pili bitmek üzere öğle olmasını bekliyor
12.12 – Sonunda adam gibi bir şeyler yiyecek
13.13 – Sen hala aklına bile gelmedin
14.14 – Ulan o değil, öyle güzel bir uyku bastırdı sorma
15.15 – Seni biri dürtecek
16.16 – Ben evde mi kaldım diye düşüyor
17.17 – İş çıkışına az kaldı
18.18 – Yüzde yüz eve gidip bacaklarını uzatıp TV izlemek istiyor
19.19 - Ne yemek var acaba?
20.20 – Hala seni düşünmedi dizi izliyor
21.21 – İş yerinde olanları annesine şikayet ediyor
22.22 - Oh bir güzel çayını da içti
23.23 – TV karşısında uyukluyor
00.00 – Sapık mısın sen hala beklenti içindesin
Merak etme sayın okuyan bu saçmalığı daha fazla uzatmayacağım. İnternette dolaşırken saatlerin anlamı diye bir şeye rastladım. Zannettim ki kösteklisi, masası, duvarı velhasıl saatleri anlatacak. Meğer olay buymuş.
İnsanlara umut verip kandırmak ne kadar basitleşmiş? Yani ne bileyim hayalleri pazarlamak ne zamandan beri bu kadar kalitesizce yapılıyor?
Saatlerin anlamını arayan arkadaş, sana sesleniyorum:
Seviyorsan bu saçmalıklarla vakit harcama, burada geçirdiğin her saniye onun yanında olmadığın için anlamsızdır aslında. İşte saatlerin anlamlarıyla ilgili en baştan beri anlatmaya çalıştığım mesele bu.
Kapat hemen bu sayfayı, koş ona, işte o zaman saatler anlam kazanacak. İster tek olsun ister çift, ister ters olsun ister düz kimin umurunda ki.
21 Aralık 2014 Pazar
Kahveyi Anlatıp Kahve İçmemek
Ne çok yıpratıyoruz kendimizi? Bize biçilen zamanı kimlere armağan ediyoruz? Karşılık beklemeden. Ne uğruna tüketiyoruz zamanı? Gelin şimdi birlikte isyan edelim sayın okuyan. Yerel saat sabahın 04:00’ünü göstermeden hemen önce başladı bu satırlar ve bir kahve ısmarladı sayın yazan kendine.
Malumunuz şuan bir blog yazısı okuyorsunuz. Bende az önce blogger paneline bakarken üç-beş kişinin Sosyolojide Kahve başlıklı yazıya uğradığını görüp irkildim önce sonra düşündüm ”Ne zaman kendine bir kahve ısmarladın?” “Ne hakla kahveyi anlattın insanlara?”

Hepimiz yoğunuz bilirsiniz. Her zaman yoğun olmayı başarırız bir şekilde ve yoğun olmak rutinidir büyük şehir insanının.
Haberleri gördün mü? Ortalık karışık.
Şu projeyi bir halledeyim.
Çocukları parka götürmek zorundayım.
Eşimle ne zamandır bir filme gidemedik.
Faturaları ödemem lazım.
Bu ülkenin hali ne olacak?
İş arkadaşlarıyla bir şeyler içmeye gitmeliyim.
Sunum iyi geçerse terfi alabilirim.
Trafik, yine trafik, akşama trafik ...
Trafik demişken bloğa uğrayan var mı acaba? Aaa yorum gelmiş: oley, yuppiiiii, hüloooooğ!
Bu saatte olur mu ki? Havalar çok soğuk. İşe yetişmem lazım. Bu gün de arkadaşla planımız vardı. Dokunuyor bana. Boş ver, tam zamanı şimdi. Sanki müdürüne ilk defa yalan söyleyeceksin. Uydur bir şeyler. Eşine hiç yalan söylemedin mi? Arkadaş çağırdı dersin. Yalan sayılmaz ben çağırıyorum seni. Kendin için on dakika ayır. Amaçsız.
Kahveyi salla, yürü mesela ya da hep gitmeyi sevdiğin sessiz köşene çekil. Düşünme. Unutma evrene eylemsizlik kanunları hakim olacak. Şimdi kalk ve kendin için kendinle ve kendi kendine bir şey yap. Amaçsız.
Dolaba bir baktım hiç kahve yok. Ne dedim kahve bitti mi? “Olamaz, olamaz olamaz, kesinlikle olamaz!” dedim.
Malumunuz şuan bir blog yazısı okuyorsunuz. Bende az önce blogger paneline bakarken üç-beş kişinin Sosyolojide Kahve başlıklı yazıya uğradığını görüp irkildim önce sonra düşündüm ”Ne zaman kendine bir kahve ısmarladın?” “Ne hakla kahveyi anlattın insanlara?”

Hepimiz yoğunuz bilirsiniz. Her zaman yoğun olmayı başarırız bir şekilde ve yoğun olmak rutinidir büyük şehir insanının.
Haberleri gördün mü? Ortalık karışık.
Şu projeyi bir halledeyim.
Çocukları parka götürmek zorundayım.
Eşimle ne zamandır bir filme gidemedik.
Faturaları ödemem lazım.
Bu ülkenin hali ne olacak?
İş arkadaşlarıyla bir şeyler içmeye gitmeliyim.
Sunum iyi geçerse terfi alabilirim.
Trafik, yine trafik, akşama trafik ...
Trafik demişken bloğa uğrayan var mı acaba? Aaa yorum gelmiş: oley, yuppiiiii, hüloooooğ!
Hadi dürüst ol ne zaman kendin için, kendinle bir şey yaptın?
Ben yapmamışım mesela, bir kahve içmemişim aylardır kendi kendime. Öylesine bir kahve, amaçsız; uyumamak için değil, dinç kalmak, sosyalleşmek, muhabbet etmek, düşünmek için hiç değil. Sadece kahve ve sen, dünyanın geri kalanı durmuş sizi izliyor. Saygı duyuyor bu haklı isyana. Zaman, mekan kaybolmuş. Artık sadece eylemsizlik kanunları hüküm sürüyor evrenin her köşesinde.Bu saatte olur mu ki? Havalar çok soğuk. İşe yetişmem lazım. Bu gün de arkadaşla planımız vardı. Dokunuyor bana. Boş ver, tam zamanı şimdi. Sanki müdürüne ilk defa yalan söyleyeceksin. Uydur bir şeyler. Eşine hiç yalan söylemedin mi? Arkadaş çağırdı dersin. Yalan sayılmaz ben çağırıyorum seni. Kendin için on dakika ayır. Amaçsız.
Kahveyi salla, yürü mesela ya da hep gitmeyi sevdiğin sessiz köşene çekil. Düşünme. Unutma evrene eylemsizlik kanunları hakim olacak. Şimdi kalk ve kendin için kendinle ve kendi kendine bir şey yap. Amaçsız.
Dolaba bir baktım hiç kahve yok. Ne dedim kahve bitti mi? “Olamaz, olamaz olamaz, kesinlikle olamaz!” dedim.
10 Aralık 2013 Salı
Amatör Fotoğraflar
Bir insan hayatı boyunca kaç güzel şey görür?
Unutmak istemeyeceği kaç kişiyle karşılaşır?
Aklından çıkmayan kaç yer vardır?
Herkesle paylaşmak isteyeceği anlar yaşar mı?
Klasik olarak “zamanı durdurmak” diyebileceğimiz şeydir fotoğraf. Fotoğrafçılık bir açıdan zamanı durdurmak, kaydetmek ve geri sarmaktır.
Belki de insan yaşarken kaydetmediği her güzellik için diğer insanlara karşı borçlu hissetmelidir. Anı kaydetmek ve paylaşmak için küçücük makinalara sahip olduğumuz bu dünyada, bu iş bir sorumluluk sayılabilir.
Artan sosyal ağlarla birlikte amatör fotoğrafçılığın da artıyor olması sevindirici. Pek çoğumuzun hiç ulaşamayacağı güzellikler artık ekranımızda bitiveriyor.
Amatör fotoğrafçıların olmadık yerlerde kendilerini rahatsız ettiğini söyleyenlerde yok değil. :) Ama biz onlara kulak tıkayıp, yakaladığı kareleri diğer insanlarla paylaşanlara bir bakalım. Böylelikle amatör fotoğrafçılığa yeni insanlar kazandırırsak ne mutlu bize.
Aşağıda Türkiye'den amatör fotoğraf örnekleri bulunmaktadır.










Unutmak istemeyeceği kaç kişiyle karşılaşır?
Aklından çıkmayan kaç yer vardır?
Herkesle paylaşmak isteyeceği anlar yaşar mı?
Klasik olarak “zamanı durdurmak” diyebileceğimiz şeydir fotoğraf. Fotoğrafçılık bir açıdan zamanı durdurmak, kaydetmek ve geri sarmaktır.
Belki de insan yaşarken kaydetmediği her güzellik için diğer insanlara karşı borçlu hissetmelidir. Anı kaydetmek ve paylaşmak için küçücük makinalara sahip olduğumuz bu dünyada, bu iş bir sorumluluk sayılabilir.
Artan sosyal ağlarla birlikte amatör fotoğrafçılığın da artıyor olması sevindirici. Pek çoğumuzun hiç ulaşamayacağı güzellikler artık ekranımızda bitiveriyor.
Amatör fotoğrafçıların olmadık yerlerde kendilerini rahatsız ettiğini söyleyenlerde yok değil. :) Ama biz onlara kulak tıkayıp, yakaladığı kareleri diğer insanlarla paylaşanlara bir bakalım. Böylelikle amatör fotoğrafçılığa yeni insanlar kazandırırsak ne mutlu bize.
Aşağıda Türkiye'den amatör fotoğraf örnekleri bulunmaktadır.

Tuz Gölü / Murat Duru

Diyarbakır / Burhan Gizlenmiş

Renkli Sokak / Murat Uz

Tütün / Barış Lermioğlu

Galata / Hakan Akkuzu

Eminönü / Semih Kindik

Aşk ve Simit / Nurcan Alkan

İlyaslı Köyü-Bafra-SAMSUN / Onur Kırkaç

Anadolu Kadını / Devran Demir

Yansıma / Dgnzcn
Not: Fotoğraflar özellikle amatör fotoğrafçılardan seçilmiştir. Fotoğraflar küçültülmüş ve kaliteleri düşürülmüştür. Fotoğrafların aslına, fotoğrafçıdan ulaşabilirsiniz. Fotoğrafçıların ismine tıklayarak amatör fotoğrafçıların adreslerine ulaşabilirsiniz.
30 Kasım 2013 Cumartesi
Fesleğene Ağıt
Birkaç zaman önce yolda karşılaşmıştık.
Onun için en güzel saksıyı seçtim.
Toprağını özenle aradım, ilk defa toprağa para ödedim mesela.
Köklerini o siyah poşetten narince çıkarıp, toprağa, ellerimle yaptığım yuvasına yerleştirdim.
İlk suyunu verdiğim anda yaprakları tebessüm etmişti, yorgun halde.
Sonra güneşle buluşturdum onu.
Güneşin ona dokunmasına bile izin verdim.
Saksı altlığını kendi ellerimle yaptım.
Birde suluk yaptım onun için.
Her sabah güneşe götürdüm, akşamları özlemle geri getirmek için.
Güneşin ona kızıp saklandığı günler telaşa kapıldım.
Her döktüğü yaprak için beraber ağladık, herbirine tören düzenledim.
Yaprak yaprak koklaştık günlerce.
Ve…
Son baharda öleceğini duydum.
Daha derin kokusunu almaya çalışıyorum şimdilerde ama nafile: hüzün kokuyor artık.
Sanki yaprakları yeşilin içinde kurumuş.
Her gün yas tuttuğumdan habersizce, güneşle buluşmaya gitti.
***************************************************************
Yukarıda bulunan yazıyı yazdığımda, ilkbahar yeni yeni geliyordu.
Fesleğen, yaz yeni yeni gelirken öldü.
Şu anda, kış yeni yeni gelmekte.
Zaman yine, yeni lale zamanı.
***************************************************************
Yukarıda bulunan resim: yazının konusu olan fesleğene aittir.
Onun için en güzel saksıyı seçtim.
Toprağını özenle aradım, ilk defa toprağa para ödedim mesela.
Köklerini o siyah poşetten narince çıkarıp, toprağa, ellerimle yaptığım yuvasına yerleştirdim.
İlk suyunu verdiğim anda yaprakları tebessüm etmişti, yorgun halde.
Sonra güneşle buluşturdum onu.
Güneşin ona dokunmasına bile izin verdim.
Saksı altlığını kendi ellerimle yaptım.
Birde suluk yaptım onun için.
Her sabah güneşe götürdüm, akşamları özlemle geri getirmek için.
Güneşin ona kızıp saklandığı günler telaşa kapıldım.
Her döktüğü yaprak için beraber ağladık, herbirine tören düzenledim.
Yaprak yaprak koklaştık günlerce.
Ve…
Son baharda öleceğini duydum.
Daha derin kokusunu almaya çalışıyorum şimdilerde ama nafile: hüzün kokuyor artık.
Sanki yaprakları yeşilin içinde kurumuş.
Her gün yas tuttuğumdan habersizce, güneşle buluşmaya gitti.
***************************************************************
Yukarıda bulunan yazıyı yazdığımda, ilkbahar yeni yeni geliyordu.
Fesleğen, yaz yeni yeni gelirken öldü.
Şu anda, kış yeni yeni gelmekte.
Zaman yine, yeni lale zamanı.
***************************************************************
![]() |
| ölü fesleğen |
Yukarıda bulunan resim: yazının konusu olan fesleğene aittir.
24 Mayıs 2013 Cuma
Anlamak
Gün geçmiyor ki bir anlamsız olayla karşılaşmayalım. Bize anlamsız gelen bu olayların penceresinden baktığımızı, bakabildiğimizi düşünmeden bir gün bile geçmiyor. Bir haber kanalını açıp izlememiz bile yeterli oluyor bazen.
Küçüklüğümüzde babamızın elinde kumanda, haberlere bakarken yaptığı o bazen ağız dolusu küfürlü yorumlar ya da gülmeli tepkiler... olaylara bakış açısı tamamen objektif gibi algıladığı durumlar. Aslında herkeste nerdeyse tamamen durumlara ya da olaylara objektif baktığı için bu durumda...
Bir Fenerbahçe ve Galatasaraylı iki dostun düşman olmasına kadar gidiyor bu bizim objektifliğimiz. Kısır döngülü tartışmalarımız. Hep kendilerini ya da tuttuğu tarafları haklı çıkarmaya çalışan bir objektiflik işte bizdeki. Olaylara bir diğer pencereden baktığını düşünen ama o pencereden de aynı manzarayı gören bir objektiflik işte.
Gün geçmiyor ki; paylaşım sitelerinde, haber sitelerinin yorumlarında ya da burda kısır tartışmalardan sonra bir sonuç alınmadığını görmeden... İlk anlamak gerekiyor arkadaş, "neden böyle yapıyor, neden bunlar oluyor, anlamıyorum" demeden önce bakmak gerekiyor tebeşirin ön yüzüne de arka yüzüne de ikisi de aynı renkte mi diye...
İşte öyle bir insan olduğumuz zaman aramaya hak kazanacağız adaleti? hakkı hukuku... Objektif olup da fikirlerimizin aslında genel olması gerektiğini düşünmediğimiz zaman hakkımız olacak buna. Bunlara... İnsan ayırt etmeden el ele huzura.
Ama ne zaman??? Yetecek mi buna zaman???
Küçüklüğümüzde babamızın elinde kumanda, haberlere bakarken yaptığı o bazen ağız dolusu küfürlü yorumlar ya da gülmeli tepkiler... olaylara bakış açısı tamamen objektif gibi algıladığı durumlar. Aslında herkeste nerdeyse tamamen durumlara ya da olaylara objektif baktığı için bu durumda...
Bir Fenerbahçe ve Galatasaraylı iki dostun düşman olmasına kadar gidiyor bu bizim objektifliğimiz. Kısır döngülü tartışmalarımız. Hep kendilerini ya da tuttuğu tarafları haklı çıkarmaya çalışan bir objektiflik işte bizdeki. Olaylara bir diğer pencereden baktığını düşünen ama o pencereden de aynı manzarayı gören bir objektiflik işte.
Gün geçmiyor ki; paylaşım sitelerinde, haber sitelerinin yorumlarında ya da burda kısır tartışmalardan sonra bir sonuç alınmadığını görmeden... İlk anlamak gerekiyor arkadaş, "neden böyle yapıyor, neden bunlar oluyor, anlamıyorum" demeden önce bakmak gerekiyor tebeşirin ön yüzüne de arka yüzüne de ikisi de aynı renkte mi diye...
İşte öyle bir insan olduğumuz zaman aramaya hak kazanacağız adaleti? hakkı hukuku... Objektif olup da fikirlerimizin aslında genel olması gerektiğini düşünmediğimiz zaman hakkımız olacak buna. Bunlara... İnsan ayırt etmeden el ele huzura.
Ama ne zaman??? Yetecek mi buna zaman???

