h etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
h etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2014 Çarşamba

Apartman Yöneticisi Değil Cia Ajanı

Olay yanılmıyorsam bir yıl önce başladı. Apartmanın ısı yalıtım işleri yapılırken işçilerin etrafında sürekli denetim yapan birisini görüyordum. Başlarda hiç merak etmedim. Çünkü apartmanın ısı yalıtım işi bir hayli uzun sürdü ve aynı işçiler mahallede bir başka apartmanında kaplama çalışmalarını yapmaktaydılar. 

Gel zaman git zaman ben bu şahsı işçilerin patronu falan sandım. Ne zaman görsem ya işçilere bir şeyler tarif ediyor ya da sorular sorup duruyordu. Sonradan öğrendim ki bizim apartmanda oturuyormuş. Yine de tehlike sezinlemedim açık söylemek gerekirse “Emeklilik işte, sıkıntıdan işçileri izliyordur.” diye düşündüm.


apartman yöneticisi

Apartman Yöneticisi Seçilme Süreci


Zamanla apartmanın işleri bitti falan derken “yönetici seçimi” olacakmış diye duydum. Ne gerek vardı ki, şeker gibi yöneticimiz vardı. Efenim bu şahıs meğer yönetici olmak için işçilerin etrafında fır dönüyormuş. Güldüm. Ulan küçücük apartman yönetici olsa ne olur dedim içimden. Bilemezdim ki.


Bu adamı önce yönetici yardımcısı yaptılar. O zamandan belliydi böyle olacağı. Aidatı az, beton bina olması dışında hiçbir bir özelliği olmayan bir apartmandı burası ama yönetici yardımcısı durur mu herkesin peşine takıldı aidat günü gelmeden “Aidatı ne zaman vereceksiniz?” “Geçen ayın aidatı kalmış getirin yoksa avukata veririm.” Tehditler, kavgalar, gürültüler derken bu şahıs yönetimi yavaş yavaş ele geçirmeye devam etti.

Zamanla artık “apartman yöneticisi” dendiği zaman bir tek bu şahıs anılır oldu ama bu ona yetmedi. Bir sabah herkes telaş içinde neler olduğunu soruyordu birbirine. “Hırsız varmış.” “Bir gecede üç daireye mi girmiş?” ben artık inanmıyordum kesin bu işin içinde bir bit yeniği vardı.

Apartmanı Ele Geçirme Süreci


Bu söylediklerimi asla ispat edemeyeceğimi biliyorum ama bana göre bu hırsız olayı tamamen tezgahlandı. Ulan küçücük mahallede yaşıyoruz herkes bir birini sima olarak tanır. Hadi hırsız girdi diyelim. Neden üç daireye giriyor bir gecede? Hani doğru düzgün bir şey de almamış galiba. Bide en alt katlara girmiş. Kapıcı dairesi seviyesinde zenginlerin oturmayacağını her hırsız bilir. Üstte ki dublekslere girmek yerine niye aşağıdan üç daire? 

Bunun cevabı açık. Üst katta eski yönetici oturuyordu eğitimli, bilgili, genç birisi aynı zamanda geniş imkanları da var böyle bir hırsızlık olayının peşini bırakmaz, yakalatana kadar uğraşırdı. Alt kattakiler ise tam tersi yeni yöneticilerin oturduğu yerler ve bu kişiler, memur emeklisi hanımlar, dolayısıyla bu olayın üzerine gitmeyecekleri belli. Zaten hepsi “Aman cana geleceğine…” gibi cümleler kurmaya başlamıştı çoktan. İşte bu olay apartmanın kontrolünü tamamen hırslı yönetici yardımcısının ellerine bıraktı. 

Olayların sonrasını tahmin etmek zor değil aslında. Hızla gereksiz harcamalara başlandı ve korkutulmuş apartman sakinleri bütün bu harcamaları destekledi. Kamera yerleştirildi önce, sonra daha çok kamera, daha çok ekran. Şimdi apartmanın dört bir tarafı kameralarla dolu, herkes dairesinden farklı bir ekranla apartmanın dışını izleyebiliyor. İzlenecek bir şey de yok, kuş uçmaz kervan geçmez bir yer sayılır, karşı kaldırımı izliyoruz hep beraber. Neticede aidatlar %150 zamlandı ve artık yöneticinin yaptığı hiçbir harcama hakkında en ufak eleştiri yapılmıyor.


Yazıda geçen tüm kişi, kurum ve mekanlar "okurken kafanda oluşan imgelerden farksız" birer hayal ürünüdür.

23 Aralık 2014 Salı

İşte Saatlerin Gerçek Anlamı

Çift gelen saatlerin bir anlamı vardır. Yani saate baktığınızda siz de şaşırmadınız mı hiç? Sürekli çift rakamlar. O zaman merak etmelisiniz bana sürekli çift gelen saatlerin anlamı ne? Merak ettiniz ve internette bir araştırma yaptınız. Muhtemelen çift gelen saatlerle ilgili yanlış bilgilerle yolunuza devam edeceksiniz. İşte çeşitli ortamlarda verilen yanlış bilgiler. Bu yalan yanlış bilgilerden sonra saatlerin gerçek anlamlarını listeleyeceğiz.


saatlerin anlamları


Saatlerin anlamıyla ilgili yanlış bilgiler;

01.01 - Seni seviyor
02.02 - Senden hoşlanmaya başladı
03.03 - Sana aşık olmak üzere
04.04 - Seni çok seviyor
05.05 - Senden nefret ediyor (Bir saat önce bakaydın iyidi)
06.06 - Kötü bir gün geçecek
07.07 - Seni sevmek için çabalıyor
08.08 - Güzel bir gün geçireceksin (Hadi yine iyisin)
09.09 - Seni üzecek (Oldu mu şimdi bu?)
10.10 - Senden ayrılmayı istiyor
11.11 - Sana sürpriz yapacak (Bak merak ettim şimdi)
12.12 - Seni gönülden seviyor
13.13 - Seni kıskanıyor
14.14 - Sana çıkma teklif edecek 
15.15 - Eski sevgilini göreceksin (Aha işler karıştı)
16.16 - Seni aldatıyor (Yok artık bence emin olmadan inanma)
17.17 - Onunla ilgili düşündüklerin gerçek (Fazla abartmadın umarım)
18.18 – Yüzde yüz seni seviyor (Bu saate uyduracak bir şey kalmadı herhalde)
19.19 -  Seni öpmeyi aklından geçiriyor 
20.20 - Seninle evlenmeyi düşünüyor (SSK'sı var mı ki?)
21.21 - Seni düşünüyor
22.22 -  Sana kahve ısmarlayacak (Bedava kahve ama nerde? Cikis bir yere götür.)
23.23 - Sana deliler gibi aşık 
00.00 - Seni rüyasında görüyor (Rüyasını bile biz biliriz. Uydurmayı sizden öğrenecek değiliz.)


Saatlerin anlamıyla ilgili gerçek bilgiler;

01.01 – Az önce uyudu
02.02 – Uçuşan pireler bile uykuya dalmak üzere
03.03 – İşsiz misin arkadaşım sen bu saatte 
04.04 – Mışıl mışıl uyuyor
05.05 – Rüyasında hangi ünlüyle, nerede hayal bile edemezsin
06.06 – Biraz önce ezan sesiyle uyanır gibi oldu
07.07 – Yataktan çıkmaya çalışıyor “off yatakta sıcacık”
08.08 – Kahvaltı et yoksa açlıktan kafana ağrılar girecek
09.09 – Yine berbat bir iş gününe başladığının farkına vardı
10.10 – Ara sıra çaktırmadan sosyal medyaya bakıyor
11.11 – Pili bitmek üzere öğle olmasını bekliyor
12.12 – Sonunda adam gibi bir şeyler yiyecek
13.13 – Sen hala aklına bile gelmedin
14.14 – Ulan o değil, öyle güzel bir uyku bastırdı sorma
15.15 – Seni biri dürtecek
16.16 – Ben evde mi kaldım diye düşüyor
17.17 – İş çıkışına az kaldı
18.18 – Yüzde yüz eve gidip bacaklarını uzatıp TV izlemek istiyor
19.19 -  Ne yemek var acaba?
20.20 – Hala seni düşünmedi dizi izliyor
21.21 – İş yerinde olanları annesine şikayet ediyor
22.22 -  Oh bir güzel çayını da içti
23.23 – TV karşısında uyukluyor
00.00 – Sapık mısın sen hala beklenti içindesin

Merak etme sayın okuyan bu saçmalığı daha fazla uzatmayacağım. İnternette dolaşırken saatlerin anlamı diye bir şeye rastladım. Zannettim ki kösteklisi, masası, duvarı velhasıl saatleri anlatacak. Meğer olay buymuş.

İnsanlara umut verip kandırmak ne kadar basitleşmiş? Yani ne bileyim hayalleri pazarlamak ne zamandan beri bu kadar kalitesizce yapılıyor?


Saatlerin anlamını arayan arkadaş, sana sesleniyorum: 

Seviyorsan bu saçmalıklarla vakit harcama, burada geçirdiğin her saniye onun yanında olmadığın için anlamsızdır aslında. İşte saatlerin anlamlarıyla ilgili en baştan beri anlatmaya çalıştığım mesele bu.

Kapat hemen bu sayfayı, koş ona, işte o zaman saatler anlam kazanacak. İster tek olsun ister çift, ister ters olsun ister düz kimin umurunda ki.

21 Aralık 2014 Pazar

Kahveyi Anlatıp Kahve İçmemek

Ne çok yıpratıyoruz kendimizi? Bize biçilen zamanı kimlere armağan ediyoruz? Karşılık beklemeden. Ne uğruna tüketiyoruz zamanı? Gelin şimdi birlikte isyan edelim sayın okuyan. Yerel saat sabahın 04:00’ünü göstermeden hemen önce başladı bu satırlar ve bir kahve ısmarladı sayın yazan kendine. 



Malumunuz şuan bir blog yazısı okuyorsunuz. Bende az önce blogger paneline bakarken üç-beş kişinin Sosyolojide Kahve başlıklı yazıya uğradığını görüp irkildim önce sonra düşündüm ”Ne zaman kendine bir kahve ısmarladın?” “Ne hakla kahveyi anlattın insanlara?” 


kahve içmek

Hepimiz yoğunuz bilirsiniz. Her zaman yoğun olmayı başarırız bir şekilde ve yoğun olmak rutinidir büyük şehir insanının. 


Haberleri gördün mü? Ortalık karışık.
Şu projeyi bir halledeyim.
Çocukları parka götürmek zorundayım.
Eşimle ne zamandır bir filme gidemedik.
Faturaları ödemem lazım.
Bu ülkenin hali ne olacak?
İş arkadaşlarıyla bir şeyler içmeye gitmeliyim.
Sunum iyi geçerse terfi alabilirim.
Trafik, yine trafik, akşama trafik ...
Trafik demişken bloğa uğrayan var mı acaba? Aaa yorum gelmiş: oley, yuppiiiii, hüloooooğ!



Hadi dürüst ol ne zaman kendin için, kendinle bir şey yaptın?

Ben yapmamışım mesela, bir kahve içmemişim aylardır kendi kendime. Öylesine bir kahve, amaçsız; uyumamak için değil, dinç kalmak, sosyalleşmek, muhabbet etmek, düşünmek için hiç değil. Sadece kahve ve sen, dünyanın geri kalanı durmuş sizi izliyor. Saygı duyuyor bu haklı isyana. Zaman, mekan kaybolmuş. Artık sadece eylemsizlik kanunları hüküm sürüyor evrenin her köşesinde.


Bu saatte olur mu ki? Havalar çok soğuk. İşe yetişmem lazım. Bu gün de arkadaşla planımız vardı. Dokunuyor bana. Boş ver, tam zamanı şimdi. Sanki müdürüne ilk defa yalan söyleyeceksin. Uydur bir şeyler. Eşine hiç yalan söylemedin mi? Arkadaş çağırdı dersin. Yalan sayılmaz ben çağırıyorum seni. Kendin için on dakika ayır. Amaçsız.

Kahveyi salla, yürü mesela ya da hep gitmeyi sevdiğin sessiz köşene çekil. Düşünme. Unutma evrene eylemsizlik kanunları hakim olacak. Şimdi kalk ve kendin için kendinle ve kendi kendine bir şey yap. Amaçsız.


Dolaba bir baktım hiç kahve yok. Ne dedim kahve bitti mi? “Olamaz, olamaz olamaz, kesinlikle olamaz!” dedim.

10 Aralık 2013 Salı

Amatör Fotoğraflar

Bir insan hayatı boyunca kaç güzel şey görür?
Unutmak istemeyeceği kaç kişiyle karşılaşır?
Aklından çıkmayan kaç yer vardır?
Herkesle paylaşmak isteyeceği anlar yaşar mı?
Klasik olarak “zamanı durdurmak” diyebileceğimiz şeydir fotoğraf. Fotoğrafçılık bir açıdan zamanı durdurmak, kaydetmek ve geri sarmaktır.

Belki de insan yaşarken kaydetmediği her güzellik için diğer insanlara karşı borçlu hissetmelidir. Anı kaydetmek ve paylaşmak için küçücük makinalara sahip olduğumuz bu dünyada, bu iş bir sorumluluk sayılabilir. 

Artan sosyal ağlarla birlikte amatör fotoğrafçılığın da artıyor olması sevindirici. Pek çoğumuzun hiç ulaşamayacağı güzellikler artık ekranımızda bitiveriyor. 

Amatör fotoğrafçıların olmadık yerlerde kendilerini rahatsız ettiğini söyleyenlerde yok değil. :) Ama biz onlara kulak tıkayıp, yakaladığı kareleri diğer insanlarla paylaşanlara bir bakalım. Böylelikle amatör fotoğrafçılığa yeni insanlar kazandırırsak ne mutlu bize. 

Aşağıda Türkiye'den amatör fotoğraf örnekleri bulunmaktadır.


amatör fotoğrafçılar
Tuz Gölü / Murat Duru



amatör fotoğrafçılar
Diyarbakır / Burhan Gizlenmiş



amatör fotoğrafçılar
Renkli Sokak / Murat Uz



amatör fotoğrafçılar



amatör fotoğrafçılar
Galata / Hakan Akkuzu



amatör fotoğrafçılar
Eminönü / Semih Kindik



amatör fotoğrafçılar
Aşk ve Simit / Nurcan Alkan



amatör fotoğrafçılar
İlyaslı Köyü-Bafra-SAMSUN / Onur Kırkaç



amatör fotoğrafçılar
Anadolu Kadını / Devran Demir



amatör fotoğrafçılar
Yansıma / Dgnzcn




Not: Fotoğraflar özellikle amatör fotoğrafçılardan seçilmiştir. Fotoğraflar küçültülmüş ve kaliteleri düşürülmüştür. Fotoğrafların aslına, fotoğrafçıdan ulaşabilirsiniz. Fotoğrafçıların ismine tıklayarak amatör fotoğrafçıların adreslerine ulaşabilirsiniz.





30 Kasım 2013 Cumartesi

Fesleğene Ağıt

Birkaç zaman önce yolda karşılaşmıştık.
Onun için en güzel saksıyı seçtim.
Toprağını özenle aradım,  ilk defa toprağa para ödedim mesela.
Köklerini o siyah poşetten narince çıkarıp, toprağa, ellerimle yaptığım yuvasına yerleştirdim.
İlk suyunu verdiğim anda yaprakları tebessüm etmişti, yorgun halde.
Sonra güneşle buluşturdum onu.
Güneşin ona dokunmasına bile izin verdim.
Saksı altlığını kendi ellerimle yaptım.
Birde suluk yaptım onun için.
Her sabah güneşe götürdüm, akşamları özlemle geri getirmek için.
Güneşin ona kızıp saklandığı günler telaşa kapıldım.
Her döktüğü yaprak için beraber ağladık, herbirine tören düzenledim.
Yaprak yaprak koklaştık günlerce.
Ve…
Son baharda öleceğini duydum.
Daha derin kokusunu almaya çalışıyorum şimdilerde ama nafile: hüzün kokuyor artık.
Sanki yaprakları yeşilin içinde kurumuş.
Her gün yas tuttuğumdan habersizce, güneşle buluşmaya gitti.

***************************************************************

Yukarıda bulunan yazıyı yazdığımda, ilkbahar yeni yeni geliyordu. 
Fesleğen, yaz yeni yeni gelirken öldü. 
Şu anda, kış yeni yeni gelmekte.

Zaman yine, yeni lale zamanı.

***************************************************************
fesleğene ağıt
ölü fesleğen

Yukarıda bulunan resim: yazının konusu olan fesleğene aittir.

24 Mayıs 2013 Cuma

Anlamak

Gün geçmiyor ki bir anlamsız olayla karşılaşmayalım. Bize anlamsız gelen bu olayların penceresinden baktığımızı, bakabildiğimizi düşünmeden bir gün bile geçmiyor. Bir haber kanalını açıp izlememiz bile yeterli oluyor bazen.
Küçüklüğümüzde babamızın elinde kumanda, haberlere bakarken yaptığı o bazen ağız dolusu küfürlü yorumlar ya da gülmeli tepkiler... olaylara bakış açısı tamamen objektif gibi algıladığı durumlar. Aslında herkeste nerdeyse tamamen durumlara ya da olaylara objektif baktığı için bu durumda...
 
empati

Bir Fenerbahçe ve Galatasaraylı iki dostun düşman olmasına kadar gidiyor bu bizim objektifliğimiz. Kısır döngülü tartışmalarımız. Hep kendilerini ya da tuttuğu tarafları haklı çıkarmaya çalışan bir objektiflik işte bizdeki. Olaylara bir diğer pencereden baktığını düşünen ama o pencereden de aynı manzarayı gören bir objektiflik işte. 

Gün geçmiyor ki; paylaşım sitelerinde, haber sitelerinin yorumlarında ya da burda kısır tartışmalardan sonra bir sonuç alınmadığını görmeden... İlk anlamak gerekiyor arkadaş, "neden böyle yapıyor, neden bunlar oluyor, anlamıyorum" demeden önce bakmak gerekiyor tebeşirin ön yüzüne de arka yüzüne de ikisi de aynı renkte mi diye... 

İşte öyle bir insan olduğumuz zaman aramaya hak kazanacağız adaleti? hakkı hukuku... Objektif olup da fikirlerimizin aslında genel olması gerektiğini düşünmediğimiz zaman hakkımız olacak buna. Bunlara... İnsan ayırt etmeden el ele huzura.
Ama ne zaman??? Yetecek mi buna zaman???

17 Mayıs 2013 Cuma

Balkonda Bir Görünmez Adam

Şehrin en kalabalık duraklarından birindeydim. Bu şehirde nefes alan herkesin ömrünün bir kısmını harcamak zorunda olduğu modern bir açık hava hapishanesini andırıyordu. Sıradan bir durak işte:Her gün uğradıklarımızdan bir tanesi.

Bu durağın karşısında da çoğusun da olduğu gibi bir ev vardı ve çoğu evde olduğu gibi bir balkon. Benim ve durakta birlikte beklediğim onlarca kişinin umurunda olmayan bir balkon. Nasıl gördüm? Bilmiyorum. Balkon da bir tuhaflık vardı: Bir şeyler oluyordu.

Balkonda görebildiklerim; beyaz bir sakal, siyah şalvar, kel bir kafadan ibaret ama bu adam hiç durmuyor iki kolunu ayırmış haykırarak dua ediyordu. Durmadan şekilden şekle giriyor, sürekli hareket halindeydi. Dua etmekten çok balkonda bir şeyler göstermeye çalışıyor gibiydi. Sonra “bana mı bir şeyler söylemeye çalışıyor?” diye düşünüp kafamı çevirdim. Ara sıra  göz ucuyla bakıyordum ama hareketler giderek şiddetleniyor, bir şeyler oluyordu. Hem o kadar kalabalıkta neredeyse görünmez bir yerdeydim: beni göremezdi. Görmüyordu zaten umurunda da değildim.

kalabalıkta kaybolmak

O ben gelmeden önce başlattığı bir küfür ayinini sürdürüyordu. Tüm şehre kin kusuyordu, duraktakilerin üzerinden. Sanki şehir hayatı boyunca ona küfretmiş, oda bu şekilde intikam alıyordu. Hiç durmaya niyeti yoktu; kah balkonu gösteriyor, kah diğer binaları, kah uzak yerleri, kah insanlara bakıyor, oturuyor, kalkıyor… Hiç durmuyordu. Nasıl bir kin biriktirmişti? O mesafeden anlaşılmıyordu.

Zaten belli belirsiz bir şey görünüyordu, parmaklıkların arkasında. Belki de yanılıyordum: Zavallı bir insana işkence ediliyordu orada, sadece feryat ediyordu ‘yardım istiyordu’ . Pekte anlamadım aslında, hiçte umursamadık biz durak sakinleri.

O gün hepimiz için çok yoğun geçmişti ve ertesi günün yorgunluğu ,eve gitmeden, yapışmıştı yakamıza. Bekledik, bekledik, bekledik ve sırayla tahliye edildik evlerimize. Dedim ya “umurumuz da bile değildi” olanlar; küfür ediyor, yardım istiyor, bir şeyler anlatıyor çok bi fark yoktu bize göre. Zaten onu görmüyor, varlığını bile kabul etmiyorduk.

Etmeyeceğiz.

28 Nisan 2013 Pazar

Dövüş Kulübü (Kadından Kadına Şiddet)

Ne yazık dünyada kadına yönelik şiddet gün geçtikçe artıyor,çeşitleniyor.Buna karşın şiddetin daha çok gündeme gelmesi bu soruna eğilinmesi anlamında umut verici.Peki neden kimse kadına,bi başka kadından gelen şiddetten söz etmiyor?
Evet kadına yönelik şiddetin aileden geleni,eşten geleni,toplumdan geleni artık çok sık konuşulur oldu ama kadına kadından gelen şiddet;önemsenmediği,oranlarının düşük olduğu,fiziksel şiddetin az görüldüğü gibi gerekçelerle yada daha basit düşünürsek belki de ilgi çekmeyeceği için medya tarafından görmezden geliniyor.

kadın kadına şiddet

Ne boyutta bir şiddetten bahsediyoruz?Bu sorunun net bir cevabı yok.Kadından gelen şiddet daha karmaşık bi yapıda,şöyle ki bir kız,bir kızın ölümüne imza atacağı gibi çoğu zaman daha karmaşık biçimde hayat boyu şiddete maruz bırakmayı tercih ediyor.
Bunun boyutu gibi nedenleri de çok komplike.Bir kadının bir erkek yüzünden şiddet uygulaması en bilineni.Hergün haberlerde kıskançlık cinayeti,liseli kızların erkek kavgası,metres cinayeti…gibi başlıklar görmeye alıştık.Ama kadınlar bu kadarla sınırlı kalamaz elbette doğaları gereği çok zeki ve çok kurnazlar ve şiddet uygulamak isterlerse çok daha iyilerini beklemeliyiz.

iş yerinde kadına şiddet

Mesela;iş yerinde kariyerini olumlu etkileyecek 
bir şey için başka bir kadının üzerine basmaktan çekinmeyeceklerdir.”Herkes birbirinin üzerine basıyor” diyebilirsiniz fakat kadının gücü burada ortaya çıkar ve sadece kendisi değil;patronu,amiri,iş arkadaşları gibi bir zombi ordusunu da diğer kadını sindirmek için kullanabilir.Çünkü onun;makyaj,kıyafet,zerafet,gözyaşı,bakışlar,ikna etme gibi doğal silahları vardır.

Kadının aile içi şiddeti çoğu zaman gözümüzün önünde durur hatta güler geçeriz ama hiç üzerine düşünmeyiz.Gelin,kaynana rekabetini duymamış olamazsınız.Aslında altında birkaç cilt kitap olacak kadar çok sayıda şiddetin ifadesidir bu kavram.Daha kız ve erkeğin annesi tanıştığı anda başlar.Bu sadece basit bir evlat kıskanma olayı değildir.Karmaşık bir aile içi ikdidar mücadelesidir.İki İstanbul hanım efendisi yılbaşı yemeklerinde söz sahibi olmak için kapışır,daha kırsalda ise bayram yemekleri için:yemek basit gelebilir ama altında yatan “ev içi ikdidar mücadesi”yönetme isteği çoğu zaman cinayetle bile sonuçlanmıştır.Daha cahil olduğumuz yıllarda;kadınların kızlara tecavüz ettirdiği,başka bir kadın için kaza organize etttiği,dayak yemesi için erkek ayarttığı,adını çıkarıp mutlu olmasını önlemesini istediği vb. sık sık karşılaşılan durumlarken şimdi şehirleşen hayatlarımızda bunun yerini daha sinsi şiddetler almakta.
kadından kadına şiddet
Kadının hemcinsine şiddeti erişkin oldukları yaşlarla sınırlı değil.Daha çocuk yaşta bir kıza üvey anne,bakıcı,hala,teyze gibi yakınında ki kadınlardan gördüğü şiddet hepimizin hafızalarına acı olaylarla kazındı.Daha masum gelebilir belki ama bir kızın kendi yaşıtlarından gördüğü şiddette ortada duran bir gerçektir.Ablasından veya sınıf arkadaşından gelsin bu şiddeti masumlaştırmaz.Liseli kızların ağzında jilet çevirip okul tuvaletinde birbirlerini tehdit ettiklerini duymamış olabilirsiniz ama bu şiddeti yok etmez.

Sinsilik demiştik evet kadının şiddeti daha sinsidir çünkü genelde bir fiziksel saldırıdan ibaret değildir.Bazen bir bakış,bazen dokunarak veya çok az can yakarak,bazen sözlü,ama çoğu zaman psikolojik şiddet.”Seni oğluma dövdürürüm.”,”Ananın evinde bulaşık yıkamadın mı?”,”Fakir kız alırsan tabi giyinmeyi beceremez”,”Bu kızda bi uğursuzluk var”,”Bu bizim ailemize yakışmıyor”…daha neler neler.Bunun gibi sözler çoğu zaman direk söylenmez,homordanarak ifade edilir veya üçüncü bir kişiye söylenerek iletilir.Sonra bakışlar veya mimiklerle belli edilir.Hatta cesaret bulunduğu anda tehdit ve ardından şiddete de dönüştürülür.Sinsiliği de buradadır daha en başta yapılmak istenen şey fiziksel şiddet olsa da buna uygun çevreyi oluşturmak bazen yıllar alabilir ve bir kadın diğerine uygulamayı kafaya koyduğu şiddetten asla vazgeçmez.

Her zaman ki gibi birkaç beylik cümle edip konuyu toparlamak istiyorum ama içime bir türlü sinmiyor.”Çok şey eksik kaldı.”diyorum kendi kendime ”çoğu da yarım” ama İşimiz kulağa su kaçırmak dahası bizi aşar.


24 Nisan 2013 Çarşamba

Romanlar Bağımsız Devlet İstiyor

Romanların bağımsız devlet istediklerini daha önce duymamış olabilirsiniz ama bi düşünün:“neden istemesinler?”.Roman olmayan her insanın ortak noktasının Romanları dışlamak,horgörmek,küçümsemek hatta aşağılamak olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Bu savımızı biraz örneklemek gerekirse ünlü bir deyişle başlamak yerinde olur;” "72 buçuk millet": "Bütün dünya" anlamına gelen bu deyişteki "buçuk" Romanların tam bir millet olmadığı anlamına gelir. Ör: "Yetmiş iki buçuk millet Çanakkale'ye yüklendi." (Kemal Tahir - Yorgun Savaşçı).”(1)


Sadece deyişlerle kalsa eksik kalır bu renkli insanlara ettiklerimiz.”Çingene” deriz mesela hepsine yani;hırsız,pis,uğursuz demek isterizde “çingene”diye kısaltıveririz,uzun uzun saydırmaya bile değmez çoğumuz için.

romanlar bağımsız devlet

Eskiden,çocukken mahallelerde ilk tembihlenen şey:“Dışarı da bohçacı varken eve gel yoksa seni kaçırıp dilendirir”olur mesela.Oysa ki romanları dilendiren(!) biz(açgözlü,acımasız,doymaz)lerizdir işin derinlerine inersek.

Sadece çocuklara tembihlemekte yetmez elbette,yolda sokakta görür görmez kaçarız.Mesela daha geçen gün kartı olmayan iki Roman çocuk halk otobüsüne bindi “kartı olan bassın biz parasını verelim”dediler.Aman Allahım tüm otobüs nereye kaçacağımızı şaşırdık.Otobüste kartı olan bir Roman,olmasa ‘bakışlarımızla bindirmezdik otobüse alimallah’da onlardan biri varmış.

Uzun uzadıya örnekler vermeye gerek olmayacak kadar sık ve çok dışlarız biz.Peki bu insanlar ne karşılık verir?Düğünlerimize gelip müzik yaparlar,sokakları temizlerler,ayakkabılarımızı boyarlar,çiçek satarlar...

İşte şimdide ‘Bağımsız Roman Devleti’ istiyorlarmış,bu kadar zulüme artık başkaldırmışlar diye hiç duymadık değil mi?”Bu işte bir tuhaflık var” diye düşünmekte haklısınız ve ben sizi biraz daha şaşırtayım.

Birkaç yıl önce 2-3 tane Roman çocuk ayakkabı boyamak için yanıma geldiler.Biraz muhabbet ettik.Sonra içlerinden biri diğeriyle Romanca hararetli bir tartışmaya girişti.Bir müddet sonra bir tanesi yanımda kaldı,diğerleri içinde “Türkiye” geçen bir şarkı söyleyerek gitti.Ona neler olduğunu sordum,diğerleri beni pkklı sanmış ’sakalım var’diye oda yok değil demiş,bunun üzerine bana sinirlenip gitmişler.Çıktığından beri sakalım var bir tane Türk çocuktan bu tepkiyi görmemiştim.

Yine geçen sene Roman festivalinde Romanlığı ön plana çıkaran hiçbir konuşma,birlik ve beraberliği ön plana çıkaranlar kadar alkış almamıştı.Bu insanlar neden birlik,beraberlik istesin ki?

Son örneğimi bu sabahtan verip toparlıyorum.Kaldırım da acele ile yürürken önümden gelen genç aniden eğildi ve yerden Atatürk’lü bayrağı(bu ilk okullarda olan,kağıttan) aldı,üfleyerek temizledi ve yürümeye devam etti.Muhtemelen bizim vatan evladı dediğimiz bir Türk çocuğun cips yemekle meşgulken düşürüp,üşenip almadığı o bayrağı neden bir çingene(!) alsın ki?

Söylenecek çok bir şey kalmadı aslında merak etmeyin sizin toprağınızı almayacaklar,devlet falan istemiyorlar.Horgörmeye,aşağılamaya,dışlamaya,ayrımcılığa…devam edebiliriz.


1.Buradan Romanlara karşı ayrımcı atasözlerini bulabilirsiniz.

24 Mart 2013 Pazar

Şair Babalar Vardı Ve Şarap İçerlerdi

“Şair Baba” vardı bir zamanlar,bilmem tanır mısınız?
Hani “Çavuş “ vardı yanında,hatırladınız mı?
Neredeler onlar?
Artık tanıyamazsınız.
Gerçi tanısanız  ne yazar,onlar sizi asla tanımayacaktı.Ama bir tanısaydınız siz,onlar halâ burada olacaktı:Hemen aşağı ki parkta.
Ne istediniz gariplerden?Gerçi isteseniz verecek de bişeyleri yoktu.

Ne diyordum?Şair Babalar vardı bir zamanlar.Bunlar  5 kişiydiler.Gecenin bir yarısı parka indik dört arkadaş,oturduk yanlarına.Bizden para istediler iyi hatırlıyorum tamı tamına 250 gayme saydık ellerine.Başka türlü oturamazsın yanlarına.Onların mekanı,asla izin vermezler.

Para işi bitince ufaktan bi tanışma,hafif karanlık falan filan derken muhhabbet başladı.Çavuş ve diğerleri konuşmuyor sadece dinliyor,Şair Baba ise bizi bile konuşturmuyor öyle içten anlatıyor ki:”Ben büyük şairim ha! benim şiirimi ulusal gazeteler bastı,Tayyibe saydırınca basmaz oldular….”,sonra başka konu:”Ben solcuydum zamanında,Yusuf’la aynı koğuşta kaldım…”,araya bir şiir,”Bu İbo’yu(İbrahim Tatlıses) severim devam ediyor:”Ahmet’te(Ahmet Kaya) iyi çocuktur”tam o sırada”siyasi olarak anlaşamıyoruz”demek lazım diyeceksin ki sana;Nasıl solcularla arası bozulup Metris’ten Mamak’a alındığını anlatsın.

sarhoş muhabbeti

Bir gün yine aynı parkta iki arkadaş oturuyoruz,yağmur da var.Şair Baba geçti önümüzden ve baktım yağmur da bekliyor.Hemen gittim baktım ki koca kamelyaya iki sevgili oturmuş;oda rahatsız ederim diye ekmeği kamelyaya koymuş,kendini de yağmura.Çağırdım,geldi bizim banka.Sonra yukarıda ki anlattığım bire bir tekrar etti:yenibaştan,hiç değişmeden.

şarapçı dayılar


”Bank” deyip geçme haa.Onların salonuydu banklar,bu kaydırakların altında ki kutular varya işte, yatak odası:kışın yağmur almıyor.Küçük görme sakın!Çatıları kaydıraktı mesela:Hanginizde var?

Artık taşınmışlar ordan:yoklar.Bazıları”sorhoş”der geçerdi,bazıları çocuklarını kucağına alır,bazıları kalkıp gider,kimiside burun tıkardı onları görünce.Şimdi otopark gelmiş  parka yakın,kovdular kendi evlerinden.

Siz artık tanıyamayacaksınız.Biz 250 gayme verdik onları tanımak için:250 gayme deyip geçme o zamanın parasıyla koskoca bir “sakız” alınırdı o paraya.

23 Mart 2013 Cumartesi

Sosyal Medya: Tip Tip Fenomenler

Hayırlı sabahlar…
Hayırlı akşamlar…
Durun küfretmeyin böyle devam etmeyeceğim tabi ki de :).Ama sosyal ağlarda çok sık karşılaştığımız modeller bunlar.Benim de sürekli karşıma çıkıyor bunun iki nedeni var:bir blog yeni diye aktif kullanıcıları aramaktayım,iki malum “sevmediğin OT burnunun dibinde bitermiş”.Aslında sevmemek dersem kendime haksızlık ederim:tahammül edemiyorum,hiç anlamıyorum,inanmıyorum bide galiba acayip kıskanıyorum.

Tahammül edemiyorum çünkü:Bunlar yukarda da söylediğim gibi tam anlamıyla “ot”.Ya insanlık için hiçbir faydası,kendisi için hiçbir amacı olmayan bu tipler nasıl olur da bu kadar çok olabilir.Küfürler yağdırıyorum,resimlere paint ile  başka birine ait bir cümle yazıyorlar bide ”paylaşın”diye yorum ondan sonra gün boyu karşında “1adet cümle”.


Anlamıyorum çünkü:Hani bunlar”ot”dedik ya.Peki “paylaşın” der demez yüzlerce kişi paylaşıyor,bunlara ne diyecez?Arkadaş harbi anlamıyorum,bu sanal ortamlarda kütüphaneler dolusu bilgi,binlerce komedyen,edebiyatçı,yazar,çizer var ama yüzbin kişi “1 resme yapıştırılmış 1 cümle”için seferber oluyor;beğeniyor,paylaşıyor,yorum yapıyor,tartışıyor.Ne hayırlı sabahmış be arkadaş!


sosyal medya fonomenleri

İnanmıyorum çünkü:Bu tiplerin hergün paylaşmak zorunda olduğu bazı konular var;Türkiye,İslam,Atatürk,vb.Mümkün mertebe en genel konuları seçiyorlar,asla tartışmaya girmiyor veya çıkan tartışmaları engelliyor veya siliyorlar,”beğendim paylaşın”dışında şahsi bi fikirleri yok bunların.Özetle herkesin takip edebileceği biri olmak yaşam felsefeleri,o yüzden bunların dediği hiçbirşeye inanmıyorum.


Kıskanıyorum çünkü:Yok öyle bişey :),hem yüzbinlerce takipçileri varmış,banane.Bizim kulvarımız farklı bi kere ;) .

Bu arada makarnamı yeyince düşündümde :Yüzbinlerce kişi bu “ot” dediklerimin yoluna baş koymuşsa eğer “ot”olan belki de benim ama hala "sinirli bi ot" :)

20 Mart 2013 Çarşamba

Türbanlı Ve Mini Etekli

"herkesizn hayatına kimse garışamaz. ha nasıl garışamaz. ben bu şekil giyinirim, bu bayan şu şekil giyinir. şu şekil giyinir."

Uyarı: Cinsel içerik arıyorsanız tıklayınız.

Çok tehlikeli bir konu gibi görünse de basit düşününce kolayca çözümlene bilecek bir meseledir.

Önce türbanla ilgili komplo teorilerini unutun ve sadece bir örtü çeşidi olduğunu kabul edin.Viki’nin tarifi herşeyi özetler:”Anadolu'da başörtüsünün yemeni, eşarp, tülbent, yazma, çarşaf ve türban gibi çeşitleri bazı kadınlar tarafından kullanılmaktadır. Bu örtüler birbirinden kullanılan kumaşın şekli, deseni, boyutu ve bağlama biçimi gibi çeşitli açılardan ayrılır.^1”

türbanlı ve minietekli

Buradan da anlaşılacağı üzere türban herhangi bir örtünme biçimidir yani üstüne mihrak mihrak görevler yüklemek anlamsızdır.Peki tartışma ne o zaman dersek özetle:

kulağakaçanlar.blogspot.com
Laik Kesim
İslami kesim
Tartışmanın adı
Türban
Başörtüsü
Neden takıldığı
Siyasi simge
Dini bir vecibe
İfadesi/Yasal savunması
Laikliğe aykırı
Din ve vicdan özgürlüğü

Buraya kadar olan bilgileri toplarsak:”Aslında sıradan bi örtünme biçiminin nasıl sembolik tartışma kavramına dönüştüğü gayet ortadadır”yani benim güzel ülkem tartışma konusu yaratmada ki becerisini yine gözler önüne sermiştir.
Buraya kadar Türban nedir?sorusuna cevap aradık peki: Neden kullanılır?
-İnanç gereği,
-İslami kesimin yoğun olduğu bir yerde doğmak,yaşamak(mahalle  baskısı),
-Kültürel olarak herkesin kapalı olduğu bir yerde yaşamak(örn;köy,kasaba),
-Cenaze törenine katılmak,Mevlüte katılmak,
-Soğuk hava,
-Erkeklerin kapalı kızlarla evlenmek istediğini düşünmek,
-Sudi Arabistan,İran gibi ülkelere seyahat etmek,
-Genel akıma uymak(örn;siyasi,moda,çevre,grup),
-Muhafazakar bir iş yerinde çalışmak veya o kesime hitap eden işte çalışmak,
…
Daha binlerce genel veya kişisel neden sıralanabilir.O zaman anlıyoruz ki bu türban sadece inanç gereği takılmıyormuş,peki inanç gereği türban takmayan birine”sen nasıl hem türban hem mini giyersin!”deme hakkımız var mı?Tabi ki yok.
Bi de inanç gereği takıyor olsun,birinin kıyafetinden yola çıkıp yeni küfürler icat etme hakkını bize kim? Hangi inanç veriyor?Belki bu mini etek ve türban kombinasyonu yapan hanımefendi” mi-tür “diye  bi inanca sahip .İnanca saygı.
Arkadaş isteyen,istediğini,istediğiyle,istediği zaman,istediği yerde,istediği gibi giyer!Sana bana da elma yemek düşer.O KADAR. :)


türbanlı ve mini etekli

Dip not:”Türbanlı ve mini etekli”konusunda en sert eleştirileri,türban takmayan kişiler veya onların çevreleri yapıyor varsayımından yola çıkarsak,bu başlık altında bir savunma yapmaya çalıştıkları:Toplumun” türban tak!”baskısına karşılık “türban takmıyorum ama mini etekte giymiyorum!”savunması yaptığı varsıyalabilir. Herhalukarda vahimdir.

Ek olarak: Türbanlı mini etekli fotolar arayarak buralara gelen sayın okur, lütfen 1 dakikanı ayır ve beni aydınlat. Eğer cevap vermek istersen ilgili yazım: Türbanlı Mini Etekli Sevenlere Özel

Kaynak:1-viki

8 Mart 2013 Cuma

Yaratılışta Kadın Üstünlüğü: Adem İle Havva

1-)Adem çamurdan yaratılmış,Havva ise Adem'in kaburga kemiğinden. Bu durumda Adem,Havva’yı yaratmak için bir kaynak,bir hammaddedir.Bi başka deyişle Adem ham,Havva nihai olandır .İslam’da da Havva’nın ne kadar hassas ve önemli olduğuna değiniyor: "Kadınlar hakkında hayır tavsiye ediniz. Çünkü kadın, eğri “kaburga kemiği”nden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı, en üst tarafıdır. Onu doğrultmaya çalışırsan kırarsın, hali üzerinde bırakırsan öyle kalır.”<1,<2,<3             


2-)İnsanoğlu cennetten Adem ve Havva’nın yasak meyvayı yemesi üzerine kovulur. Dikkatli bakılırsa görülür ki yasak meyvayı yediren Havva’nın merakı,öğrenme tutkusu,korkusuzluğu,ikna kabiliyeti,iradesi,vb. vasıflarıdır.Şöyle ki:Havva meyvayı yemek için Adem’i ikna etmiştir bu durumda irade sahibi Havva dır,Adem, Havva’yı takip edendir.Yahudi ve Hristiyan kaynaklarda ilk günahı işleyen Havvadır.Kur’an’da ise suç doğrudan Âdem'e izafe edilir.

kadının üstün yaratılışı

Bu iki girdi bize aslında yüzyıllar önce,tüm inançlarda kadının ne kadar önemli olduğunun defalarca bize anlatıldığını,ama erkek(kas gücü)egemen toplumda doğan,büyüyen ve yaşayan bireyler olarak; ezbere bildiğimiz hikayelerdeki mesajı anlamaktan ne kadar aciz olduğumuzu gösterir.

Umalım ki;iradenin kas gücüne,anlamanın ezberlemeye,zerafetin kabalığa,duyguların maddeye tercih edildiği bir dünyada yaşayan çocuklar,hiçbir zaman annelerinin babaları tarafından öldürüldüğüne şahit olmazlar.


Kaynakça;<1. Buharî, Nikâh 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikâk 23,<2.Müslim, Radâ 65, (1468),<3.Tirmizî, Talâk 12, (1188)

wiki/Havva, Etkilenilen Film; Die Päpstin Filmin Hikayesi: KADIN PAPA JOAN