tahammül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tahammül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2013 Çarşamba

Romanlar Bağımsız Devlet İstiyor

Romanların bağımsız devlet istediklerini daha önce duymamış olabilirsiniz ama bi düşünün:“neden istemesinler?”.Roman olmayan her insanın ortak noktasının Romanları dışlamak,horgörmek,küçümsemek hatta aşağılamak olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Bu savımızı biraz örneklemek gerekirse ünlü bir deyişle başlamak yerinde olur;” "72 buçuk millet": "Bütün dünya" anlamına gelen bu deyişteki "buçuk" Romanların tam bir millet olmadığı anlamına gelir. Ör: "Yetmiş iki buçuk millet Çanakkale'ye yüklendi." (Kemal Tahir - Yorgun Savaşçı).”(1)


Sadece deyişlerle kalsa eksik kalır bu renkli insanlara ettiklerimiz.”Çingene” deriz mesela hepsine yani;hırsız,pis,uğursuz demek isterizde “çingene”diye kısaltıveririz,uzun uzun saydırmaya bile değmez çoğumuz için.

romanlar bağımsız devlet

Eskiden,çocukken mahallelerde ilk tembihlenen şey:“Dışarı da bohçacı varken eve gel yoksa seni kaçırıp dilendirir”olur mesela.Oysa ki romanları dilendiren(!) biz(açgözlü,acımasız,doymaz)lerizdir işin derinlerine inersek.

Sadece çocuklara tembihlemekte yetmez elbette,yolda sokakta görür görmez kaçarız.Mesela daha geçen gün kartı olmayan iki Roman çocuk halk otobüsüne bindi “kartı olan bassın biz parasını verelim”dediler.Aman Allahım tüm otobüs nereye kaçacağımızı şaşırdık.Otobüste kartı olan bir Roman,olmasa ‘bakışlarımızla bindirmezdik otobüse alimallah’da onlardan biri varmış.

Uzun uzadıya örnekler vermeye gerek olmayacak kadar sık ve çok dışlarız biz.Peki bu insanlar ne karşılık verir?Düğünlerimize gelip müzik yaparlar,sokakları temizlerler,ayakkabılarımızı boyarlar,çiçek satarlar...

İşte şimdide ‘Bağımsız Roman Devleti’ istiyorlarmış,bu kadar zulüme artık başkaldırmışlar diye hiç duymadık değil mi?”Bu işte bir tuhaflık var” diye düşünmekte haklısınız ve ben sizi biraz daha şaşırtayım.

Birkaç yıl önce 2-3 tane Roman çocuk ayakkabı boyamak için yanıma geldiler.Biraz muhabbet ettik.Sonra içlerinden biri diğeriyle Romanca hararetli bir tartışmaya girişti.Bir müddet sonra bir tanesi yanımda kaldı,diğerleri içinde “Türkiye” geçen bir şarkı söyleyerek gitti.Ona neler olduğunu sordum,diğerleri beni pkklı sanmış ’sakalım var’diye oda yok değil demiş,bunun üzerine bana sinirlenip gitmişler.Çıktığından beri sakalım var bir tane Türk çocuktan bu tepkiyi görmemiştim.

Yine geçen sene Roman festivalinde Romanlığı ön plana çıkaran hiçbir konuşma,birlik ve beraberliği ön plana çıkaranlar kadar alkış almamıştı.Bu insanlar neden birlik,beraberlik istesin ki?

Son örneğimi bu sabahtan verip toparlıyorum.Kaldırım da acele ile yürürken önümden gelen genç aniden eğildi ve yerden Atatürk’lü bayrağı(bu ilk okullarda olan,kağıttan) aldı,üfleyerek temizledi ve yürümeye devam etti.Muhtemelen bizim vatan evladı dediğimiz bir Türk çocuğun cips yemekle meşgulken düşürüp,üşenip almadığı o bayrağı neden bir çingene(!) alsın ki?

Söylenecek çok bir şey kalmadı aslında merak etmeyin sizin toprağınızı almayacaklar,devlet falan istemiyorlar.Horgörmeye,aşağılamaya,dışlamaya,ayrımcılığa…devam edebiliriz.


1.Buradan Romanlara karşı ayrımcı atasözlerini bulabilirsiniz.

24 Mart 2013 Pazar

Şair Babalar Vardı Ve Şarap İçerlerdi

“Şair Baba” vardı bir zamanlar,bilmem tanır mısınız?
Hani “Çavuş “ vardı yanında,hatırladınız mı?
Neredeler onlar?
Artık tanıyamazsınız.
Gerçi tanısanız  ne yazar,onlar sizi asla tanımayacaktı.Ama bir tanısaydınız siz,onlar halâ burada olacaktı:Hemen aşağı ki parkta.
Ne istediniz gariplerden?Gerçi isteseniz verecek de bişeyleri yoktu.

Ne diyordum?Şair Babalar vardı bir zamanlar.Bunlar  5 kişiydiler.Gecenin bir yarısı parka indik dört arkadaş,oturduk yanlarına.Bizden para istediler iyi hatırlıyorum tamı tamına 250 gayme saydık ellerine.Başka türlü oturamazsın yanlarına.Onların mekanı,asla izin vermezler.

Para işi bitince ufaktan bi tanışma,hafif karanlık falan filan derken muhhabbet başladı.Çavuş ve diğerleri konuşmuyor sadece dinliyor,Şair Baba ise bizi bile konuşturmuyor öyle içten anlatıyor ki:”Ben büyük şairim ha! benim şiirimi ulusal gazeteler bastı,Tayyibe saydırınca basmaz oldular….”,sonra başka konu:”Ben solcuydum zamanında,Yusuf’la aynı koğuşta kaldım…”,araya bir şiir,”Bu İbo’yu(İbrahim Tatlıses) severim devam ediyor:”Ahmet’te(Ahmet Kaya) iyi çocuktur”tam o sırada”siyasi olarak anlaşamıyoruz”demek lazım diyeceksin ki sana;Nasıl solcularla arası bozulup Metris’ten Mamak’a alındığını anlatsın.

sarhoş muhabbeti

Bir gün yine aynı parkta iki arkadaş oturuyoruz,yağmur da var.Şair Baba geçti önümüzden ve baktım yağmur da bekliyor.Hemen gittim baktım ki koca kamelyaya iki sevgili oturmuş;oda rahatsız ederim diye ekmeği kamelyaya koymuş,kendini de yağmura.Çağırdım,geldi bizim banka.Sonra yukarıda ki anlattığım bire bir tekrar etti:yenibaştan,hiç değişmeden.

şarapçı dayılar


”Bank” deyip geçme haa.Onların salonuydu banklar,bu kaydırakların altında ki kutular varya işte, yatak odası:kışın yağmur almıyor.Küçük görme sakın!Çatıları kaydıraktı mesela:Hanginizde var?

Artık taşınmışlar ordan:yoklar.Bazıları”sorhoş”der geçerdi,bazıları çocuklarını kucağına alır,bazıları kalkıp gider,kimiside burun tıkardı onları görünce.Şimdi otopark gelmiş  parka yakın,kovdular kendi evlerinden.

Siz artık tanıyamayacaksınız.Biz 250 gayme verdik onları tanımak için:250 gayme deyip geçme o zamanın parasıyla koskoca bir “sakız” alınırdı o paraya.

11 Mart 2013 Pazartesi

Tahammül Edilemeyen Dil: Kürtçe

“….ama bu kürtçe, bildiğin türkçeden arak. bissürü kelimeyi araklayıp dil yapmışlar, şaşırmadım değil. neyse. şimdi bunların dili bir acayip aga, bayaa bir kaba. itici felan. almanca gibi ama fransızcayı da andırıyor bak. fransızca aslnda yumuşaktır, bunlarınki hollandaca misali. biraz da danimarkaca sezdim içinde yalan yok. latinceyle alağkası olmadığını da çözmem çok uzun sürmedi. ibraniceyi andırdığı anlarda ise kulağımı tıkadım, israil geldi aklıma, hala coca cola içmiyorum örneğin, israil'e para gidiyor diye. bilinçli davranmak gerek tabii ama neyse….”

Elbette internetin çoğu zaman bedel ödeme korkusu olmadan bir cesaret ve özgürlük ortamı olması artık kabul gören bir şey fakat yinede yukardaki paragraf beni hayli hayrete düşürdü.Konumuz “Kürtçe dil mi?” gibi bir soruya cevap aramak değil tabiki.Yukardaki alıntının başı da var ve yazan kişi bir toplu taşıma aracında duyduğu Kürtçe’den bahsediyor.Bu yazının konusuda burda başlıyor:


kürtçe

Hergün Kürtçe duyar olduk ama ne kadar tahammül edebiliyoruz?”Tahammül etmek”evet tam olarak bunu söyledim.Nasıl olur da bazı insanlar daha çocukken “anne” diye ağlamak varken “dayik” diye kaba bir kelime kullanırlar?Yada bi sevdikleri öldüğünde Türkçe gibi bir dil dururken,ölen nenelerinin(Pîrik) dilinde ağıt yakabilirler anlamak mümkün değil.Hadi tüm bunları bi kenera bırakın bide bu insanlar o kaba(!) dili batıya geldiklerinde (yada gönderildiklerinde) de bırakmıyor bide herkesin yanında konuşuyorlar.

Şimdi konumuza dönelim.Kürtçe duyduğunuzda neler hissediyorsunuz? bu soruyu kendinize bi sorun ve lütfen samimi cevaplar arayın ,keza eğer dünyanın en sert dillerinden olan Almanca bile ülkemizde en çok ilgi duyulan ikinci dil iken,Kürtçe’nin kibar kabul edilen Fransızca’ya benzer ses yapısına rağmen neden sürekli “kaba dil(!)”olarak tanımlandığını anlamanın hislerden başka açıklaması olmayacaktır.

Mesela toplu taşıma araçları çok trajikomik örnekler sunar;
1-)Birileri Kürtçe konuşur,yanınızdaki grubun bir anda filolog olduğu ortaya çıkar.
2-)Kalabalık bi grup Kürtçe konuşmaya başlar ve sesleri giderek yükselir,yol bitmeden tüm otobüse duyurmak isterler:”Biz Kürtçe konuşuyoruz!”
3-)Biri telefonda Kürtçe konuşur,etrafınızı bir anda ülkenin kurucuları kaplamaya başlar ve bir “milli duruş(!)” gösterip o kişiye sataşmaya başlarlar.
4-)Birileri Kürtçe konuşur,yanınızdaki arkadaş Kürt’tür ve sürekli size sorgulayan gözlerle bakar”Ne diyorsun?”

Yukarıdaki örnekler hayatın bize göstereceği örneklerin çok küçük bir bölümü olsada ne kadar büyük acılar çeken ve çekmekte olan insanlar olduğumuzu göstermeye yeter.Çünkü dünyada hiçbir anlaşma biçimi;kaba,ilkel,komik,vb.şekillerde nitelenemez ve aklı ile düşünen hiçbir insan bunu yapmaz.Ama şunuda artık öğreniyoruz ki.Kürtçe’ye nefret beslemeleri için bu insanların evlatları öldürtülmüş,komik bulmaları için lehçe üzerinden komedi proğramları hazırlanmış,dil olmadığına dair belgeler çıkarılmış,pkk ve Kürtçe kelimeleri birlikte servis edilmiş hatta pkkdan daha önce böyle bir dilin olmadığı havası verilmiş ve nefret etmeleri sağlanmak istenmiş.Yani sadece duygusal düşünmeleri istenmemiş aynı anda duyguları yönlendirilmek istenmiş.

Ama ne olursa olsun bu,kimseye bi başkasının dilene saldırma hakkı vermez,saldırılarını meşrulaştırmaz.
Umalım ki,bir tane insanın:anasından doğup toprak olana kadar konuştuğu bir dil varsa karşımızda;o insana ve o dile saygı duymayı öğreneceğiz.